
Ebeveynlikle ilgili her yazı, her konuşma sırtımıza bir yük daha yüklüyor. Birileri oralarda mükemmel ebeveynlik hakkında ahkamlar kesiyor; biz burada yapamadıklarımızın altında ezilmeye başlıyoruz. Aslında hiçbir şey göründüğü gibi değil. Hiçbir pedagog, psikolog, eğitim bilimci vb. konunun uzmanları mükemmel ebeveynler değiller. Onların da zaman zaman pedagoji bilgisini kapının dışında bıraktığından emin olabilirsiniz. Bu iş öyle tariflere sığacak türden tek boyutlu bir iş değil. Çok boyutlu. Öncelikle siz varsınız; kimseciklere benzemeyen siz. Ebeveynlik tarzınız size özel, diğerlerine benzemiyor. Bir de yavrunuz var. Biricik çocuğunuz. Adı üstünde biricik. O da kimselere benzemiyor. Çoğunlukla onu nev-i şahsına münhasır diye tanımlıyorsunuz, değil mi? Her çocuk farklı mizaçlara sahip. Bir de çevreniz var. Yaşadığınız çevre, içinde doğduğunuz aileniz, kültürünüz, değerleriniz… ve bir sürü farklı değişken.
Ebeveynlik reçetenizi başkalarının bilgi, görgü ve deneyimlerinde aramayın. Reçeteyi siz ve çocuğunuz yazacaksınız. Nasıl mı? Kendinize bol bol doğru soruyu sormaya çalışarak. Sorular hayatı harekete geçirir. Bazen sadece sormak bile yeter. Cevap aramak için zorlamadan.
İlk soru kendinizi tanımak ile ilgili olmalı. Siz nasıl bir ebeveynsiniz? Psikolog Diana Boumrind 1960’larda 100’den fazla okuldaki çocuk ve aileleri ile yürüttüğü araştırma sonunda ebeveynlik tazını 3 ana başlık altına topladı. 1983 yılında da Maccoby ve Martin, bu tutumlara 4. bir ebeveyn tarzı eklediler.
- Otoriter ebeveynlik
- İlgisiz (ihmalkar) ebeveynlik
- Serbest ebeveynlik
- Dermokratik ebeveynlik
İlgi ve kontrol oranına göre belirlenen bu ebeveynlik tarzını daha sonraları Psikolog Jainece Webb biraz daha genişleterek alt başlıklar eklendi ve böylece şimdi literatürde 9 tarz ebeveynlik tanımlanmış oldu.(Narsist, Yaslı/Depresif, Bağımlı, İşkolik, Yalnız Ebeveynlik vb…)
Biz ebeveynliğimize 4 ana tarza bir olay üzerinden bakalım:
Oğlum Ali okuldan elinde bir yazı ile geldi. İngilizce öğretmeni Alice Ali’nin bitirmesi gereken bir paragrafı bitirmediğini ve bu yüzden onu teneffüse çıkmaması konusunda uyardığını yazmıştı. Bitmesi gereken çalışmasını derste oyalanarak bitirmeyen oğlum, ne yazık ki öğretmeninin sözünü dinlemeyerek teneffüste de kalmamış ve okuldan öğretmeninin beni okula davet eden bu mektubu ile dönmüştü.
Bu durumda oğluma 4 farklı tarzda cevap vermem gerekirse:
Otoriter Ebeveyn: “Bu yaptığına inanamıyorum. Beni çok utandırdın. Bu saygısızlığı nasıl yaparsın. Hem bu paragrafı zamanında bitirememenin sebebini de biliyorum. İngilizce konusunda hala çok geridesin, yeterince çalışmıyorsun. Hafta sonu play station yasak sana, oturup İngilizce çalışacak ve Miss Alice’e İngilizce özür mektubu yazacaksın.” demiş olabilirim, eğer ben otoriter bir ebeveyn isem.
Serbest Ebeveyn: “Tamam üzülme, abartılacak bir sorun yok. Hadi gel seninle kek yapalım. Uzun zamandır mutfağa girmiyorduk seninle”. Onunla böyle konuşarak aslında onun duygu durumunu bastırma yolunu seçmiş olabilirim. Sorunu kafasında çözmek yerine daha da derinlere atarak.
İlgisiz Ebeveyn: “ Gerçekten bu öğretmenleri anlamakta zorlanıyorum. Ne saçma bir ceza, seni nasıl teneffüse çıkarmaz. Bu senin hakkın. Ben öğretmeninle konuşurum”. Diyerek öğretmenin de, çocuğun da duygularını hiçe saymış olabilirim.
Demokratik Ebeveyn: “Neden paragrafı derste bitiremedin?
Kendini ifade edemediğin için üzüldün, sanırım.
Asıl sorun teneffüse çıkma isteğin mi, İngilizcede kendini zorlanıyor hissetmen mi?
Bu konuda yardımıma ihtiyacın var mı?
Bu sorunu nasıl çözeceksin?
Okula gittiğimde öğretmeninle paylaşmamı istediğin bir şey var mı?” gibi gibi sorunu önemsediğimi ve onun duyguları ile ilgilendiğimi gösteren ama çözümü ona buldurtarak kendisi için bir adım atmanın hazzını yaşamasına izin verdiğim, sadece sorulardan oluşan bir diyalog da kurmuş olabilirim. Ona saygı duyduğumu hissettirerek.
Benim tarzım kendime kalsın ama siz de bu soruları sorarak en çok hangi tarza yakın olduğunuzu düşünebilirsiniz:
“Ben kimim?”
“Nasıl bir ebeveynim? Kalıplarım ne?”
“Neyi iyi yaparım?” Nerelerde çuvallarım?”
“En çok yargıladığım alışkanlıklarım neler?”
“Başkalarında en çok eleştirdiğim ve en çok özendiğim yanlarım hangisi?”
Sorular doğru yöne gitmemizi sağlayan haritalar oluşturur. Mükemmel ebeveynlik yoktur. Kendinizi çok kasmadan biraz akışına bırakın. Hatta bazen sadece soru sorup öylece bırakın.
Kendimizi biraz da olsa tanıdığımızı varsayarak ikinci adıma geçelim. Peki ya çocuğumuz? Nasıl bir mizaca sahip? Onu da yine çeşitli sorular yardımı ile belirleyebiliriz :
“Çocuğumun hareketliliğine bir puan verecek olursam 10 üzerinden kaç puan veririm?”
“Benim çocuğum dışa dönük mü içe dönük mü?”
“İstemediklerini tolere etme düzeyi nedir?”
“Duyusal bir hassasiyeti var mı? (Isı, ışık, koku, ses….)
“Dikkat düzeyi nasıl? Sabırlı mı? Kolay konsantre olur mu? Hangi alanlara ilgisi var?”
Hiçbir çocuk duygu ve davranış bozukluğu ile doğmaz. Çocuğunuzu tanımalı ve kullanma kılavuzunu bilmelisiniz. Bu kılavuz da sadece siz ve çocuğunuzda var. Bizde yok. Ben ve benim gibi ebeveynlik üzerine yazanlar sadece şimdiye kadar birikmiş deneyim ve gözlemlerden yola çıkarak genellemeler yapabiliriz ama istisna olma ihtimalinizi unutmayın. İçgüdülerinize güvenin. Sizin bir reçeteniz yok. Reçeteyi ancak siz yazabilirsiniz.
Reçeteyi yazmanız için kendinize sormanız gereken sorular yanında bazı verileri de inceleyerek ilerlemenizi salık verebilirim. Örneğin; gelecekte hayat için ön görüler neler ve çocuğunuz nasıl bir gelecekle karşılaşacak? Çeşitli sınavlara tabi tutulacak ama bu sınavların sonuçları bize nasıl bir portre çiziyor? Çocuğunuz için gerekli olan beceriler neler olabilir?
Bilgiler değil BECERİLER… Artık tüm uluslararası eğitim dizaynları bunun üzerine kuruluyor. Neden mi?
Çünkü Pennsylvania Üniverisitesi’nin araştırmasına göre 25 yıl sonra %47 oranında meslek çoktan yok olmuş olacak. Bu durumda çocuklarımızın bilmediğimiz mesleklerle ilgili şimdiden beceriler geliştirmelerini sağlamalıyız. Ön görülen meslekler: Bitki tasarımcılığı, Uzay sağlıkçıları, uzay truzim işletmeciği, Sanal polis, yapay zeka hukuku, insan vücudu uzuv teknisyenliği, uzay madenciliği vb.
Bu durumda ileride avukat olmak yetmeyecek algoritmaları çözebilen çok iyi bir teknoloji uzmanı da olması gerekecek. Tıp doktorluğunun yanında vücuda entegre edilebilecek her türlü elementten anlayarak yapay uzuvlar yaratabilecek donanıma ulaşması beklenecek.
Çocuklarımız bunları şu andaki bilgi ile başaramaz. Ancak disiplinler arası bağlantı kurabilecek muhakeme yetenekleri oluşursa, hayal kurma becerileri yeterince gelişmişse ya da okuduğunu/izlediğini/dinlediğini yeterince hızlı anlayabiliyorsa, özyönetimleri ile ilgili sorun kalmadıysa olabilir. Sosyal becerilerini iletişim becerileri ile harmanlayabiliyor, esneklik ve adaptasyon konusunda sorun yaşamıyorlarsa geleceğe ayak uydurmak o kadar da zor olmayacaktır.
Sadece becerileri mi? Hayır tutumları da gelişmeli. Meraklı bireyler olmaları işlerine çok yarayacak. Sabır tutumuna ihtiyaç duyacaklar. Hayallerine tutkuyla sıkı sıkıya bağlı olmaları işlerini kolaylaştıracak. Saygı, sevgi ve güven robotlar dünyasında iken her insanoğlu için elzem ihtiyaçlar olacak.
Peki bu becer ve tutumlar için ne yapmalı? Mutlaka bir reçete gerekiyorsa 2 CEO ve 1 Profesör yetiştirmiş bir anneye kulak verelim, belki o bize beceri geliştirme yolları konusunda ipuçları verebilir.
Time dergisi, tüm çocukları toplum nezdinde oldukça başarılı yerlere gelen bir anne ile röportaj yapıyor ve bu işin sırrını soruyor. Esther Wojcicki üç kızından ve onları yetiştirirken neler yaptıklarından şu şekilde bahsediyor:
“Hepimiz mutlu, güçlü ve tutkulu çocuklara sahip olmak istiyoruz. Susan doğduğu anda da, diğer iki kızımız Janet ve Anne dünyamıza katıldığında hissettim buydu. Susan YouTube’un CEO’su, Janet California–San Francisco Üniversitesinde pediatri profesörü ve Anne insan genomu ve biyoteknoloji şirketi 23andMe’nin kurucularından biri ve aynı zamanda CEO’su. Ultra rekabetçi ve erkek egemenliğinin baskın olduğu uzmanlık alanlarının en tepesine yükseldiler ve bunu tutkularını takip ederek ve özgün düşünerek gerçekleştirdiler. Onları yetiştirirken başarılı insanlar olmasına yardımcı olan beş temel değer belirledim: Güven, saygı, bağımsızlık, iş birliği ve nezaket.”
Röportajın devamında Bayan Wojcicki bu değerlere ulaşabilmek için onlara ev işleri yaptırdığını, başkalarına yardım ettiğini görmelerini sağladığını, onlara karşı her zaman saygılı bir tavır sergilediğini, birlikte bol bol okuma yaptıklarını, onlara ne yapmaları gerektiğini söylemek yerine, onların fikirlerini sorduğunu ve çözüm bulmak için birlikte çalıştıklarını anlatıyor.
Anne baba olmak zor ancak mükemmel anne baba olmaya çalışmak daha zor ve yıpratıcı. Hem sizin için hem çocuğunuz için… Mükemmel değil, olduğu kadar iyi olmaya çalışmayı hedeflemeniz dileği ile…
Nurcan İnan
EduB&N Eğitim Enstitüsü Kurucu Ortağı
Eğitim Programları Geliştirme Uzmanı ve Danışmanı
Kaynaklar
How to Raise Successful People: Simple Lessons for Radical Results by Esther Wojcicki to be published by Houghton Mifflin Harcourt on May 6, 2019. Copyright © 2019.
Şirin, Selçuk. Çocuklar Yetişin. 2019
Güneş, Adem. Doğal Ebeveynlik. 2019
Webb, Jonice.Çocuklukta İhmalin İzi: Boşluk Hissi .2019
