Gerçek Bir Öğrenme Hikayesi

Gerçek Bir Öğrenme Hikayesi

(Öğrenmelerinin Sorumluluğunu Alan Çocuklar- PYP Sergi Serüveni)

Ali, eve geldiğinde her zamankinden daha heyecanlıydı. Sanki biraz büyümüştü. Okulda yaşadıklarını ilk defa bu kadar heyecanlı paylaşıyordu. Önce bana izledikleri bir videodan bahsetti ve öğretmenlerinin benzer bir eylem planlamalarını istediğini söyledi.

Eylem Planlama!… Evet sanırım gerçekten oğlum büyüyor.

Heyecanla bana izledikleri “Panye Futbol Takımının Gerçek Hikayesi” videosunu bir solukta anlattı. Başta bir futbol başarısı beklerken; yüzen evlerde yaşayan çocukların yoktan var ediş hikayesini dinledim. Futbol aşkına, toprak hiçbir alan olmayan, denizin ortasındaki köylerine inşa ettikleri derme çatma futbol sahalarından ve bu futbol sahalarında geliştirdikleri farklı stratejilerle dolu futbolları ile kazandıkları başarılarından büyük bir heyecanla bahsetti.

Bir PYP Okulu velisi olarak sürekli duyduğum “Provakasyon Etkinliği”nin ne anlama geldiğini ilk defa bu kadar net anlamıştım. Oğlum gerçekten provake olmuş, bir öğrenme sürecine girişin heyecanını yaşıyordu. Bir üniteye ancak bu kadar güzel merak uyandırılabilirdi. Bana uzun uzun dersi anlattı. Başta resimlerin sergilendiği bir sergi çalışması yapacaklarını düşündükleri  “Sergi Ünitesi”nin öğrencilerin tüm öğrendikleri bilgi ve becerileri sergileyecekleri ve başından sonuna süreci kendilerinin yürüteceği bir ünite olduğunu her detayıyla paylaştı. Sanki iş yerinde terfi almış biri gibi davranıyordu. Kendi  kendinin öğretmeni olmanın onu bu kadar heyecanlandırmasına çok şaşırmıştım.

Araştırmalar yapmaya başladı. Aslında bir planlama ile gitmesi gerektiğini söylesem de, o, acele ediyordu.

“Arka mahalledeki Engelliler Okulu nicedir dikkatimi çekiyor. Oradaki çocuklar için daha iyi koşulların olduğu bir çevre için mi çalışsam?” ya da”Çok sevdiğim hayvanları koruma ile ilgili bir çalışma mı yapsam?” “Dayım Avustralya’da ve orada aylardır bir yangın sürüyor.Onu mu araştırsam? hem ona da detaylar hakkında soru sorabilirim.” diye birçok konu arasında uçtu, kondu ve tekrar uçtu. Tabi ben öğretmenlerinin bu uçan kuşları nasıl yere indireceğini merak ettim. Süreci yönetim şekillerini yakından takibe aldım.

*Önce sınıftaki öğrenciler belirledikleri konular çerçevesinde küçük gruplara ayrıldılar.

*İlginç olan her grubu bir ya da iki öğretmen yönlendirecekti ama bu öğretmenler sınıf öğretmeni olmak zorunda değildi. Ali’nin mentor öğretmenleri sanat ve beden eğitimi öğretmenleri idi. Başta şaşırsam da sonra birlikte çalışmayı ve farklı disiplinlerin bakış açılarını deneyimlemenin en kestirme yolunun bu olduğuna şahit oldum.

*İlk toplantılarında “Akademik Dürüstlük Sözleşmesi”ne imza attılar. Aklıma master yaparken TEZ yazdığım zaman aklıma geldi. YÖK’ün kütüphanesinde tehdit eder gibi her duvarda, her sutünda “intihal”in bir suç olduğu yazıyordu ama benim okuduğun birçok tez birbirinin kopyası gibiydi.  Bu küçücük yaşta kaynak gösterme, kendi cümlelerini kullanma gibi maddelerin altına imza atmayı öğrenmek  öz denetim için ne büyük bir adım.

*Ali, ikinci toplantı sonrası yine ilginç bir adımdan bahsetti. Bugün, “son”dan bahsettik dedi. Bu ünitenin sonunda nereye varmayı, ne öğrenmeyi amaçlıyoruz? Ve bu öğrendiklerimizi hangi eylemimizle kanıtlayacağız?” Ah bu sorular… Ne güzel de düşündürüyorlar.

O ve grubu “Su Koruyucuları” olmuşlardı. Ve ünite sonunda su kullanımı konusunda daha duyarlı biri olmayı ve çevresini daha duyarlı hale getirmeyi hedeflemişti. Ne güzel. Kanıtı ise hazırlayacağı bir çizgi film olacakmış. O çizgi filmi youtube’a koyarsa ne kadar çok kişiye ulaşacağını hesaplamaya başladı.

*Süreç pandemi sonrası online toplantılarla ilerlemeye başladı. Ben de keyifle uzaktan neler konuştuklarını dinliyordum. Çocukların kendilerinin bir süreci planlaması, yürütmesi, araştırmalar yapması, ders için sunumlar hazırlamasının öğrencilere ne kadar çok zevk verdiğini görmek çok eğlenceliydi. Öğretmenimizin söylediği “En iyi motivasyon aracı, öğrenmenin keyfine varmaktır.” cümlesinin de anlamını yaşayarak öğreniyordum.

*Hala araştırmalarına odaklanmamışlardı. İlk haftalar sürekli;

-Amacımız ne?

-Öğrendiğimizi nasıl kanıtlayacağız?

-Hangi becerileri geliştireceğiz?

-Bu becerileri geliştirmek için neler yapmamız gerekecek?

– Kullanmamız gereken tutumlarımız /profillerimiz ne?

-Bu profile sahip olan insan nasıl davranmalı? ( Örneğin öğrenci “riski göze almalıyız” diye söyledi; öğretmeni de risk alan insanın davranışı nasıldır, bu süreçte risk aldığımızı hangi davranışlarımızla kanıtlayacağız diye sordu)

-Hangi sorular sormalıyız? Hangi sorular öğrenmemize basamak oluşturacak?

*Bunlar daha 10 yaşında bilgisini unutturan, harika sohbetleri dinliyordum. Bize iş yerinde öğrettikleri Sokratik Düşünme yöntemlerini  Ali ve arkadaşları ile yaşıyordum.

*Planlama sürecini çeşitli dijital araçları kullanarak sürdürdüler. Sayesinde padlet.com ‘u öğrendim. Artık iş yerindeki arkadaşlarımla dijital bir panomuz var ve ne düşündüysek oraya asıyor, diğerlerinin panoya yerleştirdiklerine yorumlar yapıyoruz.

*Bu planlama sürecini yetişkinler de deneyimlemeli.

*Planlama bitince adım adım araştırma başladı. En az 3 kaynaktan araştırdı. Kişiler, görseller, süreli yayınlar, veri tabanları, anketler, istatistikler… Ne kadar çok çeşitli kaynakla destekledi araştırmasını. Kendi cümleleri ile yazdı, yetmedi çat pat da olsa İngilizcesini de yazdı. Yarın bir gün uluslararası ortamda kullanılması gerekirse diye… Dünya vatandaşı olmak bu olsa gerek.

* Sonra araştırmalarını öğretmen gibi her hafta arkadaşlarına sundu. Online derslerde arkadaşlarının dikkatlerini çekebilmek için sürekli dijital araçlar kullanmaya gayret gösterdi. Öğretmenleri istemeden Kahoot, wordwall, menti vb benim bile bilmediğim bir sürü dikkat çekici, izleyeni derse bağlayıcı araç kullandı.  Süreçte fark etmeden ne kadar çok beceri geliştirdiler, bir bilseler. Onunla gurur duyduğumu sık sık söylemek ihtiyacı hissettim.

*Bize de sundular. İlginç bir sunumdu. Kendilerine ayna tutan bir sunum.

-Bu süreçten ne öğrenerek çıktım?

-Beni en çok ne zorladı?

-Bir daha olsa nelere dikkat ederim?

-Grup çalışmasında nasıl bir rol üstlendim?

WOW… Bir yetişkin bu kadar kendine dönüyor mu diye düşündürdüler bana. Geçenlerde okuduğum “Üstbilişsel Düşünme” makalesinin ete kana bürünmüş halleriydiler. Bu da yetmedi öğretmenlerinin hazırladığı bir derecelendirilmiş ölçeği dürüstlükle kendileri için doldurdular.

Şöyle bir baktım, Ali  neler yazmış diye. Biz de keşke onlar kadar dürüstçe bakabilseydik kendimize.

Hep keyifli miydi süreç? Tabi ki hayır… Zaman zaman iş yükünden şikayet etti, zamanla yarıştı. Bunaldı, öğrendiklerini düzenlemekte zorlandı ama hayatta böyle değil mi? Hayatı küçük yaşta deneyimleme şansı yakalamaları yetişkin olduklarında o kadar çok beceri geliştirmelerini sağlayacak ki… Ne şanslılar.

Teşekkürler sevgili öğretmenlerimiz.

Kendi öğrenmelerinin sorumluluğunu alan çocuklarımızın ve bu ortamları yaratan öğretmenlerimizin çoğalması dileği ile.

Öğrenme insanın kendisinin yaşaması gereken bir deneyim, öğretmeni ve ebeveyni tatmin etmek için geçirilen bir süreç değil. Daha iyi anladım:)

Nurcan İnan

Bu yazıda sadece bir veli 🙂