
Üstün potansiyelli çocukların bireysel veya grupça eğitim ihtiyaçları teknolojik yeniliklerin çok yoğun yaşandığı günümüzde, her geçen gün değişmekte ve bu değişime ayak uydurma ise bir beceri halini almaktadır. Zeka ve yetenek anlamında standart bir ortalamaya göre hazırlanan eğitim programlarımız ise ne yazık ki bu konuda yetersiz kalmaktadır. Üstün potansiyelli çocuklarımızın ilgi ve ihtiyaçları göz önüne alındığında, en önemli unsur olarak, öğrencilere verilmek istenen bilgilerin, kendilerine bir önem arz etmesi veya ihtiyaç olarak karşılarına çıkması durumunda öğrencilerin öğrenmeye direnç göstermemeleri olarak da düşünülebilir. İşte bu yüzden eğitim ve öğretim ortamlarını farklılaştırmak istediğimizde karşımıza çocukların ilgileri, ihtiyaçları, anlatılmak istenilen konuların günlük hayatta kullanmalarına yönelik yapılandırılmış etkinliklerle birlikte, motivasyon ve güdülenme süreçlerinin iyi tespit edilmesi öğretmenlerin okul içinde veya dışında öğrencilerle istendik yönde tutum ve davranış değişiklikleri gerçekleştirmeleri için dikkat edilmesi gereken değişkenler olarak sıralanabilir.
Özellikle çocukların reşit olana kadar ki, okul iklimlerine baktığımızda karşımıza akademik güdülenme ile ilgili süreçlerin temel dinamiği, güdü kavramı ve istendik amaçlara yönelik kullanımı olarak karışımıza çıkmaktadır. Çocukların güdülenmelerini anlamak için davranışların altında yatan sebepleri Maslow’un ihtiyaçlar hiyeraşisine göre açıklamak istersek, belirli ihtiyaçların giderilmesine yönelik olduğunun farkında olmamız yerinde olacaktır. Ancak temel fizyolojik ihtiyaçları sürekli karşılanan çocuklarımızda güdülenmeleri için temel duygusal ihtiyaçlarla, oyun ihtiyacı karşılanmıyorsa bütün bu yaşanılan sıkıntıların kaynağında bunların yattığı ve bunları çözebilmek için bolca oyun temelli ve duygusal ihtiyaçları doyurmaya yönelik etkinliklerle desteklenmesi gerektiği ve bütün bunlar gerçekleştiğinde çocuklarımız anlaşıldıklarını hissetmeleri akademik ve hayata yönelik güdülenmelerinin sürekliliği açısından istendik bir durum olabilecektir. En son oynadıkları oyunlardan veya takip ettikleri Youtuber’lardan ders içinde örnek verip anlatılan derslere ve evrensel ahlak ilkelerine atıf yapılması kalıcılığı ve derse karşı olan ilgiyi kolaylıkla arttırabilmektedir.
Vakitlerinin büyük çoğunluğunu geçirdikleri okul ortamında çocuklar, özellikle çocuklarda aidiyet duygusu ile yaptığı çalışmalar ile tanınan, Booker (2004, Akt. Sarı 2012: 102) öğrencilerin: arkadaşları, öğretmenleri ile olumlu ve destekleyici etkileşimler yaşadıklarında, okul topluluğuna daha üst düzeyde bağlanmaktadırlar. Yüksek aidiyet duygusu, öğrencilerin davranış ve tutumlarının, akademik başarılarının ve sosyal ilişkilerinin olumlu yönde gelişmesine yardımcı olmaktadır.
Z kuşağı çocuklarımız için bütün bunlar göz ardı edildiğinde, kendilerini okula ait hissetmemeye başlamakla birlikte bu süreç daha sonra aile, topluma ve dünyaya yansıyarak, çocuklarımızın aile yaşantısıyla birlikte başlayıp öğrenim hayatıyla birlikte gelişmeye devam eden ve gelişiminde önemli bir yeri olan hoşgörü, dürüstlük, merhamet, sevgi gibi evrensel olarak kabul edilen sosyo-kültürel ve insani değerlerden uzaklaşmasına sebep olabilmektedir. Bütün bu öncülleri değerlendirdikten sonra üstün potansiyelli çocuklarımız için yapmamız gereken, aidiyet duygusunun okul öncesinden liseye kadar her yaşta ve her seviyede önemli olduğunu unutmadan, empatik anlayışın hakim olduğu sınıf ortamında, bitmek bilmeyen merak duygularını görmezden gelmeyerek, onlara farklı görevler verip, araştırmalar yapmaları için teşvik edip, olumlu bir akademik benlik saygısı geliştirmeleri için çabalayıp, güdülenme ve motivasyonlarının yükselmesi için bıkmadan usanmadan çabalamak olmalıdır.
Psk. Gürkan Solmaz
Psikolog, Üstün Potansiyelliler Danışmanı
DeepEducation&Brain Co-Founder
Kaynakça:
Sarı, M. (2012). Empatik sınıf atmosferi ve arkadaşlara bağlılık düzeyinin lise öğrencilerinin okul yaşam kalitesine etkisi. Kuram ve Uygulamada Eğitim Yönetimi [Educational Administration: Theory and Practice], 18(1), 95-119.
